10 Ocak 2018 Çarşamba

Vergi Saçmalığı!

Daha önceki yazılarımdan ne anlatmak istediğimi anlamışsınızdır az çok. Üniversitedeydim ve bir şeyleri değiştirmek istiyordum (en azından yapabileceğim kadar). Çünkü ben küçük bir yerde büyüdüm ve en büyük etmenler öğretmenlerimdi. Hep onlar gibi olmak istedim. Büyüdüm, üniversiteyi kazandım ve öğretmen olmak hedeflerimden biriydi. Ben de onlar gibi eğitim fakültesine geldim. Bu arada bir takım şeyler değişti. Ne olduysa öğretmen olmak istemedim (bunlara bir ara değiniriz).

Hani bazen kararlar alırsınız ama olay tamamen saçma bir yere gider ya... Benim ki de o hesap. Bir şeyler çok saçma gelmeye başladı. Düne kadar bu bloğu bile unuttum çünkü üretkenliğimi bitirmek istedim, aynı 70 yaşında dayınız gibi. Nedeni yok bilmiyorum.

Bu açıklamaları da şu zamana kadar bloğumu hayatının bir bölümünde takip etmiş ve şu an “aaa böyle bir yer okumuştum ama unutmuşum bu e-posta ne amına koyayım!” diyen seksist okuyucularıma armağan etmek istiyorum. Hadi daha önce olduğu gibi kısa bir paragraftan sonra konuya girelim ve sizle fikirlerimi paylaşayım (çok heycanlııııı!!!!!).

Arkadaşlar bu vergi denen şey ne yahu? Ben böyle saçmalık görmedim! Her türlü kuşak bir gün bunu tadacak! Ciddi anlamda dünyanın en saçma şeyi diyebilirim. Şöyle düşünün siz bir yerdesiniz ve size diyorlar ki... (aşağıda kalın olanlarda, sen veya biziz)

-          Kazandığın paranın bir kısmını bize ver.
-          Neden?
-          Çünkü bu sana elektrik su sağlık gibi bir çok şey ile geri dönecek.
-          Aaa! Gerçekten harika. O zaman alın! Aldığım paranın %24’ü sizin.
-          Seni dış güçlere karşı koruyacağız. Güvenliğinizi biz sağlayacağız ve sağlık sorunu yaşarsan tamamen biz karşılayacağız.
-          Harika!!

Bu noktadan sonra ertesi gün işe gitmek için otobüs durağında bekliyorsunuz. Yaklaşık 10 dakika sonra otobüs geldi. Size dediler ki “lütfen bilet alın” ve bu biletin de %24’ü vergi". İşte bu nokta da siz çıldırdınız ve dediniz ki “Yahu ben çalıştığım maaşın yüzde 24’ünü size veriyorum ve benim bu maaşı kazanmak için işe gitmem lazım. Bunun için de bir araca ihtiyacım var! Bu araç benim evimin önünden geçiyor ve benden para istiyor! Peki benim verdiğim %24 vergi nereye gitti?”

Çünkü ben bu kazandığım paranın dörtte birini bir yere veriyorum. Bunun sebebi de bana hizmet sağlaması (aynı spotify veya netflix gibi). Ama sabah bir bakıyorum ki maaşımın %24’ünü bir yere vermem gerekiyor ve bu yerden hizmet almak için bir yere para vermem gerekiyor. Bu verdiğim paranın da gene %24’ü vergi...

Çok pardon da siz ne bok yemektesiniz acaba? Parayı ben kazanıyorum ve kazandığım paradan vergiyi siz alıyorsunuz. Sonra benim elektrik borcum geliyor ve bana diyorsunuz ki “bu borcun bir kısmı senin evine elektrik getirmek için harcanan para”.

-          Pardon çok minnettarım ama maaşımın %24’üne ne oldu acaba?

-          O başka...

Yahu ben bunu çekmek zorunda mıyım? Bir şey gelip diyor ki “maaşının %24’ü bizim ama bu maaşı kazanmak için gideceğin iş yerine otobüse binmen lazım ve bu otobüs için bilet alman lazım. Bu biletin de %24’ü vergi.

İyi de bu otobüsün gitmesi için %24 vergi verdiysem neden gene binmek için %24 vergi veriyorum?

-          ...

Ben cevabımı alamıyorum. Aynı şey çok sevdiğim zeytin yağı için de geçerli. Aldığım zeytin yağının 4’te biri vergi ama bu zeytin yağını ve kalan erzağı eve getirmem için almam gereken poşet bile para ile satılıyor. Ve bu paranın %24’ü gene vergi.

Anlayan biri açıklarsa sevinirim. Vergi vergiyse neden verginin de vergisi oluyor? O zaman vergiye ne gerek var? Madem vergi vereceğiz neden vergiyi vermek için de vergi veriyoruz? Bunun bir ortasını bulun lütfen! Hem vergi verip, hemde vergi vermek için çalıştığım yere vergi verirken aldığım maaş üzerinden vergilendirilip tüm bu vergiyi ödemek için de vergi vermek ve bu denetimi vergilendirenlere vergi ödemenin ne manası var?

Uzun bir cümleydi. Umarım anlatabilmişimdir, ama bence mantıklı. Neyse, sağlıcakla kalın (uzun zamandır ilk defa yazdım ve güzel bir his!)... :)

Sonra diyorlar ki “sen anarşist olmuşsun”...

Ne diyim?

Bence sağlıcakla kalın! Sevgiler...

9 Ocak 2017 Pazartesi

Ben Bizimkileri Anlayamıyorum!

Mayıs ayında yazdığım yazıdan anlayacağınız gibi bir buçuk yıldır Yunanistan'ın Atina başkentinde yaşamaktayım. O zamandan bu zamana pekte değişen bir şey olmadı. Hala daha yaşıyorum sıkıntı yok. Geçen ay içerisinde Türkiye'ye gelip hem neler olup bittiğini hem de bazı işlerimi bitirmek için geldim. Sağolsun Sabiha Gökçen sınır polisleri bavuluma sotelediğim 6 şişe 70'lik viski ve 3 adet 35'lik ouzo'yu xray'den geçirirken babama aldığım içkileri görmezden gelmediler ve xray'i bulan piç sayesinde orada bırakıp geldim. Ha bunun içine Atina'dan gelirken fazla ağırlık olduğu için 42€ vermek de ayrı tabi. Bedavadan 100 € + 42 € toplam 142 €'dan olmuş olduk ya neyse, canları sağolsun. İlginç görüşler uğruna hayatlarından olucaklarına keşke sadece içkileri aldıkları için hakkında konuşulan kişiler olsalar.

Neyse farklı yerlere sapmadan asıl bana ilginç gelen noktaya gelmek istiyorum. Değinmek istediğim bu iki eleman (kendileri benim ebeveynim olur) 24 yaşındaki oğullarının Yunanistana taşınmasına bir gram mani olmadan izin verip, geçtiğimiz Temmuz ayında da ziyarete geldiler. Hem ilk yurtdışı seyahatlerinde bulundular hem de 25 yaşına yeni basmış bir şahıs ile birlikte 10 günlük bir süre içerisinde Atina'dan gidilebilecek bütün yerlere gittiler.  İlk yurtdışı deneyimlerini de yaşamış oldular.

Aranızdan ''Eee! bunda ne var?'' diyecek kişileri duyar gibiyim. Aynı olayın çemberi dışında duran bir insan olarak kendimi dışlarsam bende resmi görüyorum; ama asıl yanıt veremediğim ''neden?'' sorusu. Buna bir ara yanıt verebilirsem gene yazarım.

Bu ''neden?'' sorusunu biraz açayım. Şimdi ben evlendim diyelim, sonra benim çocuğum oldu ve ben bu çocuğa aşağı yukarı 18 sene kendi evimde bakmak ve artı olarakta 5 yıl başka şehirde okutmak üzere baktım. Sonra bu çocuk bir gün dedi ki ''ben Yunanistan'da iş buldum ve temelli dönüş tarihi belli olmamak üzere Atinaya taşınıcam'' dedi. Bunun üzerine bende dedim ki ''sen iyisini bilirsin'' dedim. İyi de neden dedim? Neye güvendim? Nasıl güvendim? 23 yıl baktığım birine mi güvendim? 23 yıl baktığım adam neyi referans göstererek bunu dedi? Kendine macera mı arıyordu? Yoksa benle dalga mı geçiyordu? Bir kaç tane daha soru işareti ?? ve biraz daha ???? açıkçası onay veren kişi ben olsaydım, onay vermeyen kişi olurdum.

Umarım bundan önceki paragrafta ne anlatmaya çalıştığımı anlatabilmişimdir. Bana nasıl güveniyorlar ve elalemin ülkesine göndermekte nasıl sakınca duymuyorlar? Yoksa göndermeye izin verdikleri ülke dünyanın en iyi ülkelerinden biri mi de ben bilmiyorum? Ki değil (en azından ben biliyorum), ve bunu ekonomi sayfalarında Yunan ekonomisine yer veren gazetelerden okuyabilirsiniz. Yunanistan'daki ekonomik kriz ile ilgili yazı dizilerini okuyup anlayabilirsiniz. Açıkçası bir yazı da yazmayı düşünüyorum bunun hakkında, onu buraya link olarak atarım; ama şimdilik orası kalsın.

Nerede kalmıştık, ha bizimkilerin bir şeylere izin vermesinde. Bu izin de İzmir'de kalan arkadaşının yanına gitmek değil başka izinden bahsediyorum. Ve bu bahsettiğime nasıl izin verdiler? Gerçekten anlayamıyorum.

Açıkçası bana verdikleri bu kontrollü rahatlık hoşuma gidiyor;  ama kendimi onların yerine koyduğumda garip geliyor. Neye güveniyorlar? Ne gördüler de bu kadar avrupalı bir görüşe sahip bireyeler oldular? Ben onların yerinde olsam ''bok var Yuanistan'da, sıçarım işine de sanada otur oturduğun yerde'' derim; ama demediler, sağ olsunlar. İkisi de arkamda durdular.

Ya anne baba olmaktan gelen bir şey var yada farklı bir şey. Sanırım onlar gibi olmadan anlayamayacağım. Onlar gibi olduğumda da onlardan daha farklı biri olacağım kesin; çünkü ben onlar kadar güven dolu biri olamam sanırım. Aslında iyi yaptılar ama bu benim için geçerli bişey. Benim fikirlerim de belki değişir sonra ama bu kafayla çocuk sahibi olursam yazık. Sağlıcakla kalın.